Doha’da 17 saatte ne yapılır?

Baktım ekonomi kötü, Katar bize yardım ediyo işte altın veriyo hiç olmazsa politik olarak arkamızda diyorlar. Şöyle bi oralara gidip ben de nasipleneyim bu işten dedim.

Yok tabi öyle bişey gençler sakin! Asya seyahati dönüşünde Katar havayollarını kullandım ve bekleme saatim çok uzun olunca şehre giriş yapıp şöyle bi gezmeye karar verdim.

Hemen belirteyim ki; Türk vatandaşlarına Katar vize istemiyor. Ama “niye geldin napcan biraader” diye soruyorlar tabi.

Uçağım 22:50 gibi alana indi. Haman Uluslararası havalimanı gerçekten büyük ve güzel bi yer. Arapça ve İngilizce tabelaları gördükçe “anaa bunu da mı yapmışlar, havalimanında bu olur muymuş” diye kendi kendime konuşuyorum.

27 Mayıs 2014 tarihinde hizmete açılan ve bana göre hala yeni olan Havalimanı sadece aktarma yaptığınız terminali bile gayet güzel. Arada bi kafanız karışıyo, nereye gidiyoduk ya filan diye çünkü yapı olarak biraz karmaşık geldi bana.

Artık yorgunluktan mı aşırı özgüvenden mi bilmem, çıkış yapıcam ama pasaport kontrolünü bulamıyorum. Bu sevimli ayıcığın etrafında gezinip duruyorum.

“Information Desk” buldum sonra dedim “gardaş ben bi ülkenizi gezecem hele bi dayıya yardım edin hemi” ama adam şurdan git şöyle yap diye anlattıkça benim iyice kafam karıştı.

Şimdi durumu şöyle izah edelim. Uçağımın iniş saati yüzünden ve yaklaşık 17 saat beklemem yapacağım için Qatar Havayolları’nın Katar Turizm Bakanlığıyla ortak yürüttükler “Plus Qatar” diye bi hizmetleri var. Web sitesine giriş yapıp uçak bileti bilgilerinizi vs girdiğinizde size 1-2 opsiyon sunan güzel bi hizmet bence. Ben de bu siteden ücretsiz otel konaklaması hizmetini seçtim ve doğal olarak Katar’a geldiğimde “Plus Qatar” ofisine gidip rezervasyonumu göstermem gerekiyormuş. Ama o kadar geç geldim ki; ofiste kimsecikler yok. Yani anlayacağınız iş başa düştü. Allahtan profesyonel bi gezginim de “taam gardaş sıkıntı yok” dedim. Gittim buldum pasaport kontrolü geçişini.

Yurtdışına ne zaman gitsem “Other Nations” yani “Diğer Ülkeler” tabelasından geçmek beni gıcık ediyor. Ama yapacak bişey yok. Gördüğünüz gibi Pakistanlı ve Hintli dayılarla takılıyorum.

Bu fotoğrafta buzdağının eccük ucunu görüyorsunuz çünkü ben hayatımda böyle uzun pasaport sırası beklemedim. Tam 1 saatte sıra geldi. Sıradaki insanların %80’i burada çalışmaya gelen insanlar 3-5 de benim gibi turist var belli 🙂

Nihayet pasaport kontrolünden geçtim ve dışarı çıkmak üzere terminal binasını bi hışımla terk edeyim dedim ki; aaa o da ne param yok! Mecburen gecenin bu saatinde denize düşen yılana sarılır misali bi “Döviz Bürosu” bulayım da para bozdurayım dedim.

Hazırsanız işin en eğlenceli kısmına geldik! Şimdi kafadan bi hesap yaptım. 50₺-60₺ taksi tutsa (otel 18km) gidiş dönüş 100₺ yapar dedim. E 100₺ de ben yesem 200₺ yeter işimi görür her türlü diye karar verdim. Bu döviz bürosunun hemen yanında da bi atm var.

Yurtdışında atm’den para çekecekseniz işinize yarayacak kadarını mutlaka tek bir seferde çekin! Çünkü Türk bankları bu hizmet için sizden 20₺ ila 45₺ arasında “hizmet bedeli” kesebiliyorlar. Ben de gayseriliyim ya dedim atm’yi boşver bi kur oranlarına bakayım. Cebimde Euro vardı 4.06 Riyal olarak gösteriyo. O zamanki piyasa kurı da 4.36 Riyal. E tamam dedim sonuçta çok fazla bi fark yok. İşte her şey burada başlıyor!

30 Euro verdim karşılık olarak 120 Riyal bekliyorum. Gişedeki kadın 105 Riyal verdi. Tamam matematik konusunda bi dahi değilim ama bu para az mı ya sanki? Şöyle bi uygulama varmış(!) bozdurduğunuz para 100-350 Riyal arasında olursa 15 Riyal “vergi” kesiyorlarmış. 350 ve üstü olursa 40 Riyal’e kadar çıkıyo bu miktar. O tabloyu kadın bana gösterdi zaten elim ayağım titredi. Dedim tamam ver paramı gidiyom ben.

Dışarı çıkınca yine “tavsiye üzerine” havalimanı taksilerinden birisine bindim ve otelin yolunu tuttum. Daha önce de Orta Doğu ülkelerinde gezdim ve gerçekten taksilerde güvende hissediyorsunuz. Çünkü hepsinde navigasyonlu taksimetre var ve sizi kandırmaları çok zor. Neyse yaklaşık 20dk. içinde otele ulaştık. Taksimetrede yazan rakam 60 Riyal. Şimdi hesaplamayı güzel yapmışım 50-60 olarak rakamı tutturdum ama para birimi uymadı! Bu arada merak edenlere söyleyim 1 Riyal yaklaşık 1.80 Lira yapıyor. Yani yaklaşık 110₺ taksi ödedim.

Marriott Marquis otel bence her anlamda aşırı keyifli ve süper hizmet veren bir otel! Resepsiyonda ağırlamalar, bana “Sir” diye hitap etmeler filan. Eşssiz bir konaklama deneyimi oldu. Saat 01:15 civarında odaya yerleştim ve direk uykuya daldım.

Ertesi sabah 09:30 gibi uyandım böyle misler gibi yatmışım nasıl mutluyum anlatamam. Yatağın yanına ikram çikolata koymuşlar onlardan yedim biraz filan sonra bi duş alıp şehri keşfe (yalan kahvaltı yapıcam) çıkıyım dedim.

Burasının ismi “Corniche” yani Türkçe’de Kordon boyu dediğimiz şey. Körfezi boylu boyunca yürüyüş şeridi olarak düzenleyip böyle bi isim vermişler. Ben de otele yakın diye gezime ilk buradan başladım. Burada kahve dükkanı bulup bi kahvaltı yaptım arkadaşlar ve 1 latte + sandviçe 40 Riyal verdim. Hayatımda yaptığım en pahalı “kahve dükkanı kahvaltısı” oldu.

Gödüğünüz gibi kahve hala elimde! Arkamda yükselen gökdelenler birkaç tane büyük firmaya ait yönetim merkezi binaları. Soldaki bi GSM operatörünün binası ve sağda kalan kule de yine başka bir iş merkezi ama yerel halk bu beyaz binaya “Condom Tower” diyormuş. Hani hakları da var sanki. Ben de bi benzetmedim değil yani 🙂

Birazcık kordon boyu yürüyüş yapim diyorum ama hava 42 derece yürümek ne mümkün! Yine de oralarda dolaştım birazcık taksiyi bekleyene kadar. Uber diye bi uygulama var bence hepiniz biliyorsunuz. Ordan çağırdım taksiyi aklımca ekonomi yapıyorum 🙂

Bir sonraki durak Souq Waqif oluyor. Türkçe ismi Vakıf Çarşısı diyebiliriz. Bizim Eminönü Mısır Çarşısının ya da herhangi bir şehrimizdeki tarihi çarşının benzeri ama eski Arap Mimarisi kullanılması (yeni yapılan bi çarşı çünkü) beni gerçekten kandırmaya yetti. Önündeki alanda güvercinler var ve bu sıcakta kapalı bir yerde gezme fikri bana çok cazip geldi.

İçerisi gerçekten kültürel anlamda içinize işleyecek şekilde yapılmış. Dolaşırken dükkanlara şöyle bi göz atıp, rengarenk vitrinlere takılmamak elde değil. Hiç ihtiyaç duymadığınız şeyleri sırf çok cazip geldiği için alabilirsiniz demedi demeyin! Ben de acayip şeyler aldım ordan biliyorum. Ama baharattan, binbir çeşit kumaşlara, antika eşyalardan sahte marka saatlere kadar bir sürü şey bulabileceğiniz tam bir alışveriş mekanı diyebilirim.

Evet ben o ahşap kayığa göz koydum tabii ki ama uçağa almazlar elimde kalır diye alıp gelemedim. Çarşı’nın etrafında başka güzel dükkanlar da var. Tamamen Antikacıların olduğu bi çarşı var dediler. Biraz dolaştım etrafta girişi kapalıydı. Sordum soruşturdum ama açılmaz bu saatte dediler.

Çarşının hemen yanıbaşında bulunan, fotoğrafını gördüğünüz bu yer ise Fanar dedikleri İslami Kültür Merkezi. Tam adı ise Abdullah Bin Zid Almahmud Cultural And Islamic Center diye geçiyor. İslam, Kuran ve Arapça gibi konularda bir bilgi ve öğrenme merkezi olarak hem yerel hem de yabancı insanlara hizmet veren güzel ve örnek bir merkez olmuş burası.

Yine aynı yerde bir suyu kuyusu var. Çölde bir vaha gibi! Gidip bi kurcaladım bunda var bişeler diyorum ve aaa süs havuzuymuş meğersem. Eski çöl hayatına ithafen yapılmış ve gelenekselliği korumak, işte eskiden böyleydi diye göstermek, yeni nesillere aktarmak… Şaka şaka bayağı turistik bişey olmuş işte.

Bu arada yine sahil taraflarında yürürken böyle bişeye denk geldim. Ücretsiz telefon şarj edebilirsiniz. Tabi güneşin alnında beklemek zorunda kalacaksınız ama yine de güzel uygulama olmuş tebrik ediyorum. Yalnız bazı kablolar çok iyi durumda değildi o yüzden çok sağlıklı görünmüyorsa şarj etmeyin telefonunuzu.

Sonra yeniden çarşıya döndüm. Girişten bakınca küçük bi yer gibi gelmişti ama arkalara doğru ilerledikçe aynı bizim kapalı çarşı gibi bölümleri olduğunu farkettim ve sonunda böyle bi salona çıkageldi yolum.

Souk Waqif Art Center diye isimlendirmişler burasını yani bi çeşit sanat merkezi. Ama gerçekten aşırı güzel tablolar ve el sanatları ürünleri var. Öyle bi bakıp geçmek çok mümkün olmadı. O yüzden burada epey bi kaldım. Değişik ülkelerden gelen sanatçıların da dükkanları var. Çok kayda değer eserlerdi gerçekten.

Sanat merkezinin arka sokağından çıkınca buraların çok meşhur çaycısı Ali Al Naama Coffee dükkanı var.

Fotoğrafta gördüğünüz meşhur sütlü çay ve eritme peynirli katmer. Sütlü çay bizim kültüre pek uymuyordu ama buralarda meşhur bir tat olduğu için denemek istedim. Şekeri önceden basmış Ali abi sağolsun o yüzden çok keyif aldım diyemem. Ama katmer bi güzel geldi yani. İç anadolu insanı olarak hamur işine hiç hayır demem zaten 🙂

Açlığı da hafiften bastırdıktan sonra Liman’a doğru yürüyüşe devam edip oradan da havalimanına geçmeyi planladım. Saat şuan 11:45 ve 16:30’da İstanbul uçağım var.

Çarşının tam önünde (su kuyusu olan yerde) bir alt geçit var. Oradan karşıya geçip direk limana ulaşıyorum.

Doha veya Katar tarihinde inci‘nin ayrı bir önemi var. Çünkü petrolü bulmadan önce Katar’ın en büyük ekonomik kaynağı denizden çıkardıkları inci ve bunun yanında balıkçılıkmış. O yüzden buradaki limana kocaman bir İnci Anıtı yapmışlar ve hemen arkada gördüğünüz teknelerle inci avcılığını uzun süreler yapmışlar. Ancak 1940’larda petrol rezervlerinin bulunmasıyla bu avcılık giderek azalmış ve unutulmuş.

Hazir tarihten bahsetmişken, Osmanlı Devleti uzun yıllar Katar bölgesine hakimdi ve 29 Temmuz 1913’te Katar üzerindeki haklarından vazgeçti. Birinci Dünya Savaşıyla beraber 1915’te Türk askeri tamamen Katarı tek etmiştir. Katar o zamanların büyük ailesinin emiri olan Muhammed al Sani kontrolüne girmiş ve bugün bile torunları tarafından yönetilmektedir.

Marinanın dışında yine bu bölgeye yakın müzeler ziyaret edebilirsiniz.

Burası İslam Eserleri Müzesi girişi. Epey bi kontrollü ve korunan bir girişi var. 2008 yılında ziyarete açılmış ve yapay bir ada üzerine kurulmuş. Mimari olarak oldukça estetik bir görüntüye sahip.

Burasının haricinde bir de Ulusal Katar Müzesi var. Orası da tercih edilebilir. Ha sen naptın derseniz ben birazcık parkta uzandım çünkü gerçekten yürüyüş içi çok sıcak bir hava vardı ve uçak saatine de çok az kalmıştı.

Eğer konaklama yapacaksanız buralar dışında alışveriş merkezleri ve tarihi açıdan önemi olan Kale’yi de gezmeyi düşünebilirsiniz.

Ben yattığım yerde biraz kestirip havalimanına geçiyorum. Öpüyorum.

Benzer Yazılar

Doğu Roma’nın Ensesindeki Nefes: Sultan Alp Arslan... Sultan Alp Arslan; Selçukluların büyük komutanlarından olan, Horasan Meliki Çağrı Bey‘in (ö. Ağustos 1059) oğludur. Doğum tarihini farklı kaynak...
Şehir Rehberi: Plovdiv Bu yılbaşı evde "mandalina & çekirdek" ritüelimi bozup tura çıkmaya karar verince Hola Travel tarafından düzenlenen Plovdiv Yılbaşı Gala Gecesi tu...
Tüm Dünyadan 9 Nefes Kesici Manzara Son zamanlarda hepimiz geziyoruz. Bir yerlere gidiyoruz, görüyoruz ve keşfediyoruz! Fakat o gittiğiniz yeri şöyle tepeden gören bi yere çıkmadıysanız ...
Raja Ampat Gezisi 4 Daha önceki yazı için buradan lütfen... Seriye en baştan başlamak için buradan... Evet doğru bildiniz maalesef bugün son gün, tatil bitiyor! Rüya gi...