Endonezya’daki Eğlence Adaları: Gili Trawangan

Dedim ki kendi kendime; hazır Endonezya gibi bissürü adadan (13,000) oluşan bi ülkedeyim neden bi ada tatili yapmıyorum? Sonra bunu gayet mantıklı ve yerinde bir soru olarak buldum.

Jakarta‘dan Yogyakarta‘ya trenle geldim. Oradan Bali‘ye uçtum orda tatil yaptıktan sonra Bali’den Gili adalarına tekneyle geçtim. Buraya kadar olan maceranın yazısı burada Büyük Endonezya Gezisi ve burada Yogyakarta: Eski Başkent.

Birazdan arkamda görmüş olduğunuz limandaki tekneyle Gili Adalarına doğru yola çıkıcam. Göğsümdeki çıkartmaya göre beni bu 3 adadan en büyüğü aynı zamanda en çılgın, en eğlenceli olan Trawangan‘a bırakacaklar. Diğer adalar Gili Air ve Gili Meno. Bunlardan ilki daha çok aileler ve balayı planlayanlar, Meno ise sakin bir hayat yaşamak isteyenlere özel adalar. Yani özel derken amacınıza özel demek istiyorum. Neyse ben tabikisi de çılgın ve de hahahaha eğlenceli olduğumdan Trawangan‘a gidiyorum.

​​
Video’sunu yükleyemedim ama pencereden gördüğünüz gibi gayet süratli ve de güzel bir seyir hali var teknenin. Ancak bir süre sonra turşu kıvamına gelinceye kadar sizi sallayacak bir teknede olduğunuzu fark ediyorsunuz. Etrafla çok ilgilenmeden oturduğunuz yerde “motion sickness” yani hareket ederken mide bulanması hastalığını yenmeye çalışın! Ben yaptım valla çekirge! Aklımdan mide bulantısını sildim! Dilerseniz teknenin açık olan kısmına geçip bi de yüzünüze doğru şapır ve de şupur dalga yiyebilirsiniz.

Bol sallanmaklı bir yolculuktan ve uzun saatler bekleyişten sonra Gili Trawangan’a geldim.

Öyle kafama esip birdenbire yola çıktığım için otel rezervasyonu filan yapmadım. Şuan ilk ihtiyacım bişeyler yemek sanırım çünkü karnımdan gelen sesler tüm adada (küçük bi yer) paniğe sebep oldu!

İndiğim sahilden sağa doğru ilerleyince karşıma bu restoran çıktı. Dünyanın bi ucunda küçücük bi adada kebap restoranı bulmak çok ilginçti ama ben burada yemek yemedim. Zaten en alasını memlekette yiyorum ne gerek var kafasında dolaşmaya devam ettim.

Bu Endonezya mutfağından “ayam goreng” yani kızarmış tavuk. Yanında yine kızarmış pirinç (nasi goreng) ve omlet eşliğinde servis ediliyor. En sağdaki çıtır cips gibi olanlar da ekmek gibi yenilen çıtırdaklı lezzetli bişi. Buraların meşhur birası “bintang” ile güzel bi öğün oldu.

Karnım da doyduğuna göre artık kalacak yer konusunda araştırmalara başlayabilirim. Bungalow veya home stay dedikleri ev tipi yerlerde konaklama yapmak mümkün. Adada motorlu araç yok. Bisiklet ve at arabaları var. Zaten siz dolaşırken bisikletli abiler gelip “kalacak yer lazım mı” diye soruyolar.

Benim de kısmetime güzel yapılmış bi bmx’e binen bi abi denk geldi. Hadi la gidelim bakalım dedim. Beni “Aaliku” diye 4 tane hasırdan yapma bungalow odası olan bir home stay‘e getirdi. Baktım odalar filan güzel hemen anlaştım ve de yerleştim.


Oda gayet güzel ve arka kısımda kendinize ait bir duş ve banyosu bile var. Yalnız söylemem gerekir ki; sıcak su yok. Adanın genelinde sıcak su bulmak zor zaten. Sadece bikaç büyük ve pahalı otelde bulabiliyorsunuz. Ama ben sırtçantalı bi gezgin olduğumdan ve genelde soğuk suyla duş aldığımdan çok lüks aramadım.

Biraz kestirdikten sonra adanın akşamları nasıl olur diye merak edip dışarı çıktım. Ara sokakları dolaşırken bir camiye denk geldim. Endonezya nüfusunun %60’ı müslüman (Allam inşallah doğrudur). O yüzden normal karşıladım ve yoluma devam ettim. Çok da ilginç şeyler göremeyince sahile doğru yürüdüm veee bum! Herkeşler buradaymış meğersem.


Hazır dört bir yanımız denizken akşam yemeğinde yiyeceğiniz şeyi çok düşünmeye gerenk yok! Genellikle sokaklara pazar şeklinde kurulan açık hava restoranlarını tercih ediyorum. Hem salaş havasını seviyorum hem de daha lezzetli oluyor buralar. Bu gördüğünüz arabalarda yemeğinizi hazırlayıp orta alanda kurdukları masalara getiriyorlar.

Böyle taze taze sıralanmış deniz ürünleri var karşınızda elinize bi sepet alıyorsunuz. Şunu ver abi, oo bu da iyiymiş diye diye seçiyorsunuz. Sonra tartıya giriyor ve fiyatı hesaplanıyor. Ardından bi teyzeye sepeti verirken şunu kızartalım bunu da kaynatalım diye nasıl yemek istiyorsanız söylüyorsunuz ve masanıza geçip beklemeye başlıyorsunuz.

Yemekte Fransız dostum Jeremy ile tanışıyoruz. Biraz muhabbetten sonra kanki moduna geçiyoruz. Başka yerde kalıyormuş memnun değilmiş filan. Hemen benim mekanı anlatıyorum gidip alıyoruz valizini benim oraya yerleşiyor. Artık çılgın adayı iki yahuşuklu olarak gezicez. Bizden korkun kızlar modunda yeniden sokaklardayız.

Şöyle bi gezintiden sonra “Sama Sama Reggae Bar” isimli mekanın gayet hoş ve dolu olduğunu görüyoruz. Hadi bi girelim içerde neler oluyor diyoruz ve olaya dahil oluyoruz.

İçerde bu iki şirin kızla tanışıyoruz. Emily ve Sandee. Kızlarımız Yeni Zelanda’dan gelmişler ve bizi “beer pong” oynamaya davet ettiler. Benim geldiğim yerde biz bunu her gün oynarız dostum diyorum ama yemiyorlar tabi. Ben Sandee ile Jeremy de Emily ile takım olduktan sonra oyuna başlıyoruz.

Oyun nasıl oynanır? Uzun masanın bi ucunda sizin, diğer ucunda rakibinizin üçgen şeklinde dizilmiş 5 bardak içkisi var (ne olacağına siz karar veriyorsunuz mesela biz mojito seçtik). Masa tenisi toplarını rakibin bardağına sokmaya çalışıyorsunuz ve başarırsanız rakip o bardaktaki içkiyi içmek zorunda kalıyor. Oyunun sonunda bardağı ilk biten kaybediyor. Ve tabi kafası da güzel olduğu için çok önemsemiyor.

Girişte böyle bir tabela vardı. Ülkemizin ismini yazdırmasaydım olmazdı 👏 Daha fazla puan alırdım belki ama ancak gördüm çok zorlamadım. Ama tabelaya girmenin gururuyla geceyi sonlandırdığım için aşırı mutluyum!

II. GÜN

Ertesi gün sabah ufak bi kahvaltının ardından dostum Jeremy ile “snorkelling” yapmaya karar verdik. Vışşş o neydi gıı diyorsanız hemen anlatıyorum. Bi tane hortum var. Gözlüğe takmışlar. Onu gözümüze takıp hortumu ağzımıza alıyoruz sonra yüzümüzü suya gömüp deniz altını izlemeye çalışıyoruz.

Böyle örümceğe benzer tekneler var. Alt kısmı cam ya da saydam olacak şekilde yapılmış. Yani gezerken aşağıdan geçen deniz canlılarını görebiliyorsunuz. Sabah ve öğle saatlerinde yapılan farklı seferler var. Biz tam gün süreni seçtik ki iyicene görelim her şeyi diye.

Jeremy ile ekipman testi yaptıktan sonra biz n’azırız diyoruz ve turkuaz renkli sulara doğru seyrediyoruz. Toplamda 3 durağımız var. 20dk. seyir ettikten sonra ilk durağımıza geliyoruz ve hortumlarımızı takıp hızla tekneden atlıyoruz.


Keşke su geçirmez bi kamera kılıfı alaydım da size foto çekeydim. Anlatılamayacak kadar güzel bir şey. İtiraf ediyorum bu yukarıdaki fotoyu ben çekmedim yani temsili bi görüntü. Böyle bir canlılığı hissetmek dokunacak kadar yakın olmaz ise gerçekten de paha biçilemeyecek kadar güzel bir deneyim!

Sonraki 2 durakta da deniz altındaki canlı ve renkli dünyayı keşfe devam ediyoruz. Son durduğumuz yerde tekneden 15-20m uzaklıkta bi deniz kaplumbağası gördük. Hemen daldım şöyle bi sarılayım diye ama dönüp acaip bi bakış atınca tırstım. Yanında yüzmeye başladım. O da gel evlat gezelim dercesine benim hızımda benim yanıma yüzmeye devam etti. Kimbilir kaç yaşında bi canlıyla resmen iletişim kurdum!

O kadar yüzünce haliyle insan bi acıkıyo! Neyseki teknemiz Meno adasına demir atıyor ve yemek molası başlıyor.

Teknede tanıştığım kankilerimle yemekteyim. Deniz için fazla öğün yemek bizi ağırlaştırır diye düşündüğümüzden burada atıştırmalık şeyler yemeyi tercih ediyoruz (Bkz. Burger).

Yemekten sonra da Meno adasındaki sahilde yürüyüş yaparak burayı da görmüş, keşfetmiş oluyoruz. Ve artık dönüş vakti geliyor.

Egzotik bir adada olup da gün batımı fotosu paylaşmamak olmaz! Ne demiş ünlü düşünür “batarken güneş ardından tepelerin, dönüş vakti gelir teletabilerin”. Otele varınca soğuk bir alıp yatağa uzanıyorum. 1 saat sonra kankim Jeremy kapıya vuruyor. Lö dışarı kanka diyor. Hadi çıkalım panpi diyorum.

Dün akşam tanıştığımız Emily ve Sandee de bize katılıyor ve büyük bir arkadaş grubuyla kutlama yapıyoruz. İlla da Chivas içelim bu akşam diyor, peki diyorum. Sohbet muhabbet derken bi baktım dibini görmüşüz şişenin.

Size bu güzelim sohbet ortamından veda ederken, Endonezya macerası tam gaz devam edecek. Üstelik bu çılgın Fransız kankim de bu macerada bana eşlik edecek. Hadi görüşesi!

Benzer Yazılar

Yalnızca Dubai’de Göreceğiniz 10 Garip Durum... 2010 yılından beri Türkiye'de lüks tatil denilince akla gelen yerlerden birisi Dubai. Birleşik Arap Emirlikleri'nin en güzel şehirlerinden bi tanesi (...
Şehir Rehberi: Plovdiv Bu yılbaşı evde "mandalina & çekirdek" ritüelimi bozup tura çıkmaya karar verince Hola Travel tarafından düzenlenen Plovdiv Yılbaşı Gala Gecesi tu...
Seyahat Listenizde Olması Gerekenler Mutlaka bi yerlere gezmeye giderken tam da yola çıktıktan sonra ya da gideceğimiz yere az kalmışken şöyle bi tepki veririz; "Ayyyy unuttum!". Yanımızd...
Gezi Rehberi: Sofya Avrupa turu yapmak isteyen ve Türkiye'den otobüsle avrupa turuna çıkacak hemen hemen herkesin ilk durağı Sofya olacaktır. Bu güzel ve tarihi şehir ayn...