İskenderin Kız Kardeşi: Selanik

Bizim için ayrı bir önemi var bu şehrin! Büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK bu şehirde doğdu. O yüzden ne zaman buralara gelsem, dolu dolu yaşamak istiyorum bu şehri. Öyle hemen dönmek istemiyorum.

Komşumuzun bu güzel kenti, ismini Makedon Kral II. Philip‘in kızı ve aynı zamanda Büyük İskender‘in kız kardeşi Thessaloniki‘den almış. II. Philip üstün askeri zekasıyla Makedonya Eyaletini yönetirken Teselyalılarla girdiği savaştan galip çıkınca kızına Teselya Zaferi manasına gelen bu ismi vermiş. Daha sonra evlendiği adam olan Kral Cassandar ise bugünkü Selanik ve çevresine kurdurduğu bu şehre karısının adını vermeyi layık görmüş. Ve böyle Tessalonica veya Selonica diye anılan bu şehir M.Ö 315 yılında kurulmuş.

Daha sonraki dönemlerde sırasıyla Roma, Bizans ve Osmanlı hakimiyetine giren bu şehir, günümüzde yaklaşık 800.000 kişilik nüfusuyla Yunanistan’ın ikinci büyük kenti konumundadır. Bizim genelde şehir turlarında uyguladığımız bi rotamız var. Buraya gelince programın akışına göre; Aya Dimitros Kilisesi, Atatürk’ün Doğduğu ev ve Türkiye Cumhuriyeti Başkolosluğu binası, Kale, Venuzeulos Meydanı, Aristo Meydanı, Kordon ve Beyaz kule gibi yerleri dolaşıyoruz.

Aya Dimitros Kilisesi

Üzerinde bulunduğu caddeye ve hatta mahalleye de ismini veren bu kilise, Selanik’in büyük azizi Dimitros adına yapılmış. Hristiyanlık’ta aziz mertebesine yükselen kişilerin, dine ve şehre verdiği hizmetlerin karşılığı olarak isimlerine büyük kiliseler yaptırılması adettir. Şuanda bu kilise Selanik Bizans mimarisi listesinde ve UNESCO Dünya Miras tarihi listesindedir.

Buraya ilk kilise 4. yüzyılda eski bir Roma hamamı kalıntılarının üzerine yapılmış. Tam 1 yüzyıl sonra ise 3 koridorlu bir bazilika yapısıyla yenilenmiş. Tarihi boyunca yangın felaketleri yaşayan kilise, 634 yılında bugünkü halini alarak 5 koridorlu büyük bir yapıya dönüştürülmüş. Şuanda şehirdeki en önemli dini yapı durumunda.

Kilisenin en dikkat çekici özelliği türbe için ayrılmış olan bölümü. Altıgen yapıda ve üzerindeki kubbeyi gümüşle kaplamışlar. Fakat aziz Dimitros’un naaşı burada değil. Genelde böyle kiliselerde azizlerin bedenleri gömülüdür ve türbe olarak ayrılır.

En son 1917 Büyük Selanik Yangını‘nda iyice hasar almış olan kiliseyi onarmak için çok büyük çaba sarf etmişler. Bugün ziyaret ederken içerdeki ikonları ve mimariyi görünce etkilenmemek elde bile değil.

Atatürk’ün Doğduğu Ev

Biz buraya 23 Nisan sabahı ulaştığımız için çok şanslıyız. Bahçeden içeri girer girmez, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarına katılıyoruz. Başta Ulu Önderimiz olmak üzere ebediyete intikal etmiş tüm şehitlerimiz için saygı duruşu ve İstiklal marşının ardından, açılış konuşmaları ve çocuklarımızın koro şarkılarıyla bayram coşkusu yaşıyoruz! Böyle bir duyguyu burada yaşamak çok çok daha güzelmiş inanın!

Törenin ardından şuan müze olarak kullanılan evi gezmeye başlıyoruz. Atatürk’ün çocukluğundan, Çağdaş Türkiye’nin kurucusu olduğu yıllara kadar hayatından kesitler sunuyor müze bize. Odaları gezdikçe insanın hayranlığı daha da artıyor. En üst katta ise Atamızın balmumu heykeli var.

Bir koltukta yine en şık haliyle oturuyor. Bu oda haliyle biraz kalabalık. O yüzden fotoğraf çekmek için epey bekledik ama değdi! Evin diğer bölümlerinde de Selanik’te geçirdiği yılları, Manastırdaki askeri okul yılları ve İstanbul’daki hayatı ile ilgili daha önce görmediğiniz fotoğrafları görebilirsiniz.

Duygu dolu anlardan sonra turumuza devam etmek üzere evden ayrılıp, hemen karşıdaki çaycıya giriyoruz. Türk çayı diye satıyorlar ve de gerçekten demlenmiş çay! Çok aynı tat değil belki ama en azından yorgunluk atıp, biraz hediyelik almak için uygun bir yer.

Daha sonra aynı caddeyi takip ederek, önce fuar alanına oradan da kordona paralel olan caddeye geçerek Venizelos meydanına geçiyoruz. Burada otobüsümüzden ayrılıp turumuza yürüyerek devam ediyoruz.

Bu aslında eski bir görsel fakat, daha sonraları gittiğimde fotoğraf çekmemişim 🙂 Burası trafiğe kapalı bir alan, buradan yürüyüşle kordona ulaşıyoruz. Sağlı sollu ufak dükkanlar var alışveriş için. Aynı zamanda hemen arka sokakta küçük atıştırmalık restoranlar bulabiliyorsunuz. Deniz havası almadan önce bişeyler yemek bence güzel bi fikir! Şehrin büyük meydanlarından birisi burası, e haliyle kalabalık oluyor bazı günler. (Fakat yine de bir Bakırköy meydanı değil)

Deniz doğru yürümeye devam ettiğimizde, Aristo Meydanına ulaşıyoruz. Burası kordona çıkmadan önceki son büyük alan diyebilirim. Kordona çıkınca sol tarafa baktığınızda (beyaz şortlu) Beyaz Kuleyi, sağ tarafa baktığınızda (mavi şortlu) Ladadika bölgesini göreceksiniz. Evet farkındayım boks maçı anlatır gibi oldu. Neyse Birazcık Beyaz Kule’den bahsedelim.

Beyaz Kule

Bu kule bence Selanik’in simge yapılarından bi tanesi hatta ta kendisi! Derler ki; Fatih’in babası Sultan II. Murad Han, 1430 yılında Selanik’i ele geçirince bu kuleyi yaptırmış. Bazıları abartıp mimarı da meşhur Sinanmış derler ama tabii ki o dönemde Mimar Sinan daha çocuk bile değildi! Özellikle limanı koruma amaçlı yaptırılmış da olsa, daha çok zindan görevi görmüş zamanında. 1912 yılında Yunanlar Osmanlı’dan bağımsızlık kazanırken bu kuleyi de beyaza boyamışlar. Ondandır ki efenim ismi Beyaz Kule olmuştur. Yoksa kendisi sarı taştandır! Hatta bir dönem isyan eden yeniçerilerin burada öldürüldükleri söylenir ve Kızıl (Kanlı) Kule ismini bile alır. Şuanda müze olarak içine girip gezilebilen kulede, tarihsel olarak Selanik’in geçmişi anlatılıyor.

Ladadika Bölgesi

Şimdi hepiniz “sirtaki” kelimesinin duymuşsunuzdur. Selanik’e gelip de bi Yunan uzosu içmeden, efenime söyliim bi sirtaki yapmadan gitmek olur mu? Bence olmaz! O yüzden size Ladadika’yı tavsiye ediyorum. Hani şu Aristo meydanında sağa bakınca gördüğünüz yer. Burası Yunan kültüründe “Taverna” diye geçen ama aslında içkili, müzikli yemek yeme yeri anlamına gelen mekanlarla ünlü bir bölge. Zaten sokağa girince ister istemez bi yere oturup en kötü bi kalamar yemek isteyeceksiniz. Çok mekan var ama ben Odes Oneiron diye bir restoranı tercih ediyorum. Sahibi Babis tam bir Türk dostu. Her gittiğimizde bizleri çok da güzel ağırlıyor. Türkçe menü de bulmanız mümkün.

Akşam olunca şöyle güzel bi yemek yiyip, siz de Yunan sirtakisi ya da ne bileyim bi efe oyunu filan oynamak isterseniz gidin bence! Eh akşam oldu zaten. Ben de gidiyim de mekan boş kalmasın! Hepinize güzel gezmeler, iyi eğlenceler dilerim! Ne? Ben mi? Yok yahu ben çalışıyorum!

Bunları da Okuyun

İstanbul Klasikleri: Topkapı Sarayı Filmlere bile konu olan bu güzel sarayı gezmeyen kaldı mı? Eğer hala gezmediyseniz gerçekten çok ayıp ediyorsunuz benden söylemesi! Yani 600 yıllık bi...
10 Ancient Cities with Digital Reconstructions In the modern context, we tend to relate to ancient cities mostly through the expansive ruins preserved by the many archaeological sites across ...
Amon Amen Amin Yıllardan beri kelimelerin kökenlerini, birbirine olan benzerliklerini ve aslında ne demek olduklarını düşündüm durdum. Mistik olan şeyler her zaman i...
Endonezya’daki Eğlence Adaları: Gili Trawang... Dedim ki kendi kendime; hazır Endonezya gibi bissürü adadan (13,000) oluşan bi ülkedeyim neden bi ada tatili yapmıyorum? Sonra bunu gayet mantıklı ve ...