İstanbul Klasikleri: Sultanahmet Camii

İstanbul’da yaşamayanların bile bildiği, tanıdığı bir cami olan Sultanahmet Camii gerçekten de şehrin en güzel camilerinden. 17. yy Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden birisi olan bu güzel yapıyı biraz daha yakından tanıyalım, her gün ismini duyduğumuz bu caminin bir de hikayesini okuyalım mı? Ha gönül isterdi ki hepinize ben anlatayım ama inanın haftanın en az 2 günü zaten anlatıyorum. O yüzden az da siz gayret edin de bi okuyun!

Bizim (biz Türkler) Sultanahmet Camii dediğimiz ama tüm dünyada Mavi Cami (Blue Mosque) olarak ün yapmış bir cami burası. Neden mavi? Dışardan bakınca beyaz, gri, bej gibi renkleri var. En azından insanlar öyle söylüyorlar. Özellikle yabancı turistlere anlatırken, “Leo bu caminin neresi mavi ya” diye soruyorlar. Evet dışardan bakınca pek de mavi bir renk görmüyoruz. Fakat içerisi 20.000’den fazla İznik Çinisi ile bezenmiş olduğundan, özellikle güneşin tam paralel açıyla geldiği saatlerde pencerelerinden süzülen ışığın mavi (turkuaz) çinilere yansıyan dansını izleyebilirsiniz.

Sultan I. Ahmed tarafından Geleneksel Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyacak şekilde yaptırıldı. İnşaası 1609 yılında başlıyor ve 1616 yılında da bitiyor. Bazı kaynaklar 1617 de diyorlar tabi ama genel görüşe uyuyoruz. Hem söylerken de daha bi güzel! Çevresinde bulunan darüşşifa, medreseler, sebiller, hünkar kasrı, arasta, imarethane ve kiralık odalar gibi diğer başka yapılarla aslında bir külliye olacak şekilde yapılmış fakat bu yapıların bazıları maalesef günümüze kadar ulaşamamış.

Beni bilen bilir her zaman mimariye ilgi duymuşumdur. Sultanahmet camii mimari olarak ele alındığında bir ibadethaneden çok daha fazlasıdır. İç ve dış süslemeleriyle, planlamasıyla, daha önce kullanılmamış teknik detaylarıyla, malzemesiyle adeta bir sanat eseridir.

Caminin mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa inşaata başlamadan önce Ayasofya üzerinde çeşitli çalışmalar yapmış. Osmanlı kültürü içerisinde sentezlenmiş olan Bizans mimarisini de kendi işçiliğine katarak bu güzeli eseri meydana getirmiş. Klasik dönemin en güzel eserlerinden birisini ve son büyük camisini tasarlamıştır. Caminin yeri için Roma döneminde Hipodrom olarak kullanılan alanın yanında bulunan Ayşe Sultan Sarayı satın alınıp onun yerine yapılmış. İnşaatın ilk kazmasını yine sultan kendisi vurmuş ve kullandığı bu kazma bugün Topkapı Sarayı‘nda sergileniyor. Hatta bazı kaynaklara göre bi müddet inşaatta çalışmaya devam etmiş, eteğinde toprak taşımış. (Büyük adammış!)

Dışardan kubbelere bakınca basamaklı piramit gibi görünüyor. Büyük kubbenin altında 4 yarım kubbe onların da altında başka küçük kubbeler görüyorsunuz. Bu küçük kubbelerin üstüne de ufak kuleler yaparak mimari açıdan oldukça farklı bir yapı oluşturulmuş. Onun dışında ön avluya giriş tıpkı Süleymaniye Camii‘nde olduğu gibi 3 farklı kapıdan yapılır ve avlu etrafı kemeraltı ile çevrilidir. Kemeraltı deyince İzmir aklınıza gelmesin ha! Avlu duvarlarının üstü revaklarla (revak ne diyeceksiniz di mi?) örtülü ve kemerler ile süslenmiş. Caminin her iki yanında abdest alınacak bölümler yapılmış.

Sultanahmet Camii gördüğünüz gibi 6 minareye sahip bir camidir. Bazı kaynaklarda 6 minareli TEK cami olarak geçse de aslında bu yanlış bi bilgidir. Çünkü Sultanahmet Camii’nden sonra Türkiye’de 6 minareli başka camiler de yapıldı. O yüzden gençler bu bilgiyi 6 minareli İLK cami diye düzeltmiş olalım! Fakat bu cami Osmanlı döneminde yapıldığında halk bi galeyana gelmiş, sultanı küstahlıkla suçlamış. Çünkü o zamanlar Mekke’deki Mescidi Haram‘da da 6 minare vardı. E tabi sultan da bu tepkiyi görünce “yav hele bi durun” diyerek, oraya hemen yedinci bi minare yaptırır ve tepkileri “çaaat” sıfıra indirir.

Minare demişken; caminin minareleriyle alakalı anlatılan başka bir hikaye daha var. Ana binaya bitişik yapılan 4 minarede 3’er şerefe, ön avlu kısmındaki 2 minarede de 2’şer şerefe olmak üzere toplamda 16 şerefe var. Eğer Fatih Sultan Mehmet‘in 2 kez tahta çıktığını da sayarsak Osman Bey‘den itibaren saydığımızda Sultan I. Ahmed tahta çıkan 16. padişahtır. Dolayısıyla (çaktınız dimi) bu şerefelerin sayısı sultanın hanedan sırasını temsil ediyor. Bir de “altı” ile “altın” hikayesi var ama ona hiç girmiyorum.

Caminin içine girdiğimiz zaman (bunca yazıyı dışı için mi yazdık?) o meşhur mavi renkli çinileri ve kalem işi süslemeleri göreceksiniz ve kısa bi süre hareket etmeden öylece kalacaksınız! Alt seviyelerdeki çiniler geleneksel lale motifli ama yukarılara baktıkça rengin turkuaza döndüğünü ve motiflerin çeşitlendiğini görebilirsiniz. Ha bu arada hemşerim diye söylemiyorum ama bu çiniler Kapadokyalı Barış Efendi‘nin yönetiminde İznik’te üretilmiş.

Sultan tarafından her bir çini için bi fiyat belirlenmiş ve ödemesi yapılmış. Zaman içerisinde süsleme sanatının önemli bir ögesi olmasından dolayı çini fiyatları giderek artmış. (Kapadokyalı Barış abimiz işi biliyormuş) Hal böyle olunca da cami için yapılan son zaman çinilerin kalitesi birazcık düşük olmuş. Hatta şuan arka balkon kısmındaki çiniler Topkapı Sarayı‘nın harem dairesinden getirilmiş.

Ayrıca iç mekanda büyük tabletlerde halifelerin isimleri ve Kur’an’dan surelerin yazılı olduğu hat yazıları vardır. Bu yazıların büyük çoğunluğu döneminde önemli bir hattat olan Diyarbakırlı Kasım Gubarî tarafından yapılmış.

İçeriyi aydınlatacak avizelerde devekuşu yumurtası kullanılmış. Bildiğiniz gibi bu yumurtalar sayesinde örümcek ağlarının avize üzerindeki oluşumu engellenmiş oluyor. Aynı zamanda caminin içerisindeki diğer lambalarda da altın varaklar ve devekuşu yumurtaları kullanılmış ama maalesef bugün bunlar yerinde değil. Aç gözlü insanlar tarafından defalarca yağmalanmış. (Pis herifler!)

İç mekanı ayrıca ferah ve aydınlık gösteren tam 236 tane pencere var. (Üşenmedim saydım!) Alt kattaki pencerelerde açılır kapanır kapaklar vardır. Üst köşelerdeki kubbelerde de bazıları kör olmak üzere toplam 14 pencere var. Caminin mihrab kısmına doğru ilerleyince (oradan rahat görünüyor) renkli camlarla kaplı pencereleri de görebilirsiniz. Zamanında bizim sultanımıza Venedik Sinyor‘u hediye etmiş bunları ama şuan camide gördüklerimiz maalesef gerçek vitraylı cam değil; sadece yeniden üretilmiş renkli camlardır. Yine aynı yönde baktığımızda sol tarafımızda bir Sultan Mahfili bulunur. E adından da anlaşılacağı üzere burası sultana özel bir bölüm. Burada iki dinlenme odası ve bir sundurma var. Ayrıca üst katta yine sultana özel bir loca var ki; sultanın namazı orada kıldığı söylenir. Çünkü yukarıda bu mekana özgü bir mihrab vardır.

Şimdilerde (Eylül/2018) ağır bir restorasyon sürecinden geçiyor olsa da hala Türkiye’nin en meşhur camii olmaya devam ediyor. Her gün binlerce insan hem ibadet hem de ziyaret için buraya gelmeye devam ediyor. Topkapı Sarayı‘na olan yakınlığı nedeniyle Osmanlı döneminde de saraydakilerin sık sık ibadet için geldiği cami, Cuma günleri hala bazı devlet büyükleri tarafından ibadet amaçlı ziyaret edilmektedir.

Benzer Yazılar

10 Facts About Turkey You Never Heard Before Have you ever been in Turkey before? This list brings you the most interesting facts about Turkey most of which you never heard before. If you’re thin...
20 Günde 3500 Km Gezilir Mi? Leonardo Dalessandri isimli  bi amca var. Kendisi hem İtalyan hem de yönetmen. Bi de gezgin olayım da iyicene yeteneklerimi tavan yaptırıyım demiş bu ...
Seyahat Listenizde Olması Gerekenler Mutlaka bi yerlere gezmeye giderken tam da yola çıktıktan sonra ya da gideceğimiz yere az kalmışken şöyle bi tepki veririz; "Ayyyy unuttum!". Yanımızd...
Endonezya’daki Eğlence Adaları: Gili Trawang... Dedim ki kendi kendime; hazır Endonezya gibi bissürü adadan (13,000) oluşan bi ülkedeyim neden bi ada tatili yapmıyorum? Sonra bunu gayet mantıklı ve ...