Raja Ampat Gezisi 3

En baştan okumak için buradan başlayın; bir önceki hikaye içinse buradan lütfen.

Dün geceki o acaip yorucu yolculuktan sonra akşam yemeğini bile beklemeden uyudum ve tabiri caizse perte çıkmış bi şekilde uyandım bu sabah.

Kahvaltı bile yapmak istemedim ama bugün sanki bi güzel geldi tadı. Bu fotosunu gördüğünüz yemeğe “nasi goreng” diyorlar yani bi nevi kızarmış pirinç. Yanına da (omlet) yumurta ilave ediyorsunuz. Çünkü Endonezya mutfağında her şey pirinçle karıştırılıp yenilebilir. Bazen kızarmış tavuk oluyo mesela ona da “ayam goreng” diyolar. Yani bizde kebap ismini genele alıp ardından önüne “urfa, adana, şiş, döner, iskender…” eklememiz gibi bişey olmuş. Bu gariplerim de “goreng (kızarmış)” kelimesini almışlar ne var ne yok kızartıp denemişler. Ama Endonezya’da “Padang” mutfağı diye bişe var oofff beni benden alıyo! Ama burada anlatmıcam sonra konuşuruz…

Kahvaltıyı mideye indirdikten sonra (istemiyom dedim ya 2 tabak yedim) bugünkü program için daha vakit olduğunu öğreniyorum. E bari etrafı az gezem de siz sevgili okurlarıma (kim okuyosa) tanıtayım dedim. Fotoda gördüğünüz bizim homestay’in arka bahçesi. Buradan yürüyüş yolu gibi bi yer yapmışlar diğer homestay yerlerine de yürüsün insanlar diye. Ben de yürüdüm bakim nolcak kimi görecem dedim.

Burası benim odanın hemen arkasında kalan banyo. Göstermezsem olmazdı 🙂 Diğer yazıları okuduysanız adada sıcak su olmadığını ve elektriğin de kısıtlı olduğunu söylemiştim. Suyu da sadece biz isteyince dağlardan artezyen kuyulardan getiriyorlar. Valla şaka yapmıyom! Aşırı kıymetli sularla yıkanıyoz yani. Hayır şu güzelliği yemin ediyorum en kral hamamda bulamazsınız ya! Adam ayağımızın altına ahşap yükselti bile yapmış. En çok sevdiğim bu soğuk suyu kafamdan aşağı dökerken “Huuaaaayyhhh” gibisiden bağırmam ve buna hiç kimsenin tepki vermemesiydi.

Az ilerde diğer gemilerin demirlediği (yok la bağlandığı) ufak bi marina yapmışlar. Biraz da oralarda gezem dedim. Sonra hemen sıkıldım ben bi deniz kenarına inim yaa ne işim lüks(!) marinalarda diye söylenirken karşıma rengi mavi (daha önce gördüklerim kırmızıydı) bir deniz yıldızı çıkmasın mı?

“Ya çen ne kaday güzeyçin! Mavi mi oydu çeeeynn. Hanimiş yıldızım hanimiş” diye seviyorum yıldızı. Fotoğrafını çekiyorum filan. Hani çocukken azcık öğrenip de emin olunca bisikletin yandaki denge tekerlerini çıkarırsın da öyle sürersin ya. Bi böyle için kıpır kıpır olur. Ohaaa dersin! Hah aynı hislerini yaşıyorum yeminle 12 yaşıma döndüm!

Ben yıldızı sevim filan derken yanıma balıklar geldi. Önce bi anlam veremedim. Benim dikkat yıldızda çünkü! Baktım bunlar da bi götüm götüm yanaşıyo bana. Napıyonuz la dedim, hayırdır? Abi bizi de çek kıskandık dediler. Ya hayır tabii ki balık dile gelip muhabbete girmedi benle ama şunun yan yatıp poz verdiğini görünce anladım ne demek istediğini! Resmen “az da beni çek, bi de böyle çek kanki” filan dedi balık bana. Harika bi duygu!

Sonrasında uzaklardan ev sahibim seslendi. Hazırız gidelim diye ama yemin ediyorum teknedeb başka ulaşım aracı olsa ona binicem. Dün 5.5 saat teknede oturunca totom dümdüz oldu çünkü. Ama kaçarı yok bindik mecburen. Baktılar ki ben çok gönülsüzüm hemen açıklama yaptılar. Bugünkü yolumuz yalnızca 1 saat dediler. Yuppiiiyyy dedim!

Gerçekten de 1 saat sonra Piaynemo adasına ulaştık. Burası da yine tırmanış yapacağımız adalardan bi tanesi ama dünkü Wajag adası gibi kayalık yok. Bayağı merdivenli, balkonlu, dinlenmeli yol yapmışlar. Varolsunlar! Yukarıya çıkarken biraz arkadan tıssladım mecburen çünkü dünden kalan yorgunluk hala bacaklarımda ve totomda kendini hissettiriyordu. Neyseki 15-20dk. sürdü yukarıya çıkışım.

Evinin balkonu gibi otur hacı abi de bi foto çekek dediler kıramadım çocukları. Zaten ellerinde kameralar bekliyolar. Bi ara bi baktım ağaçların arasına kamufle olmuşlar. Yani bilerek olmamışlar ama adamlar artık toprakla ağaçla filan aynı renge gelmiş. Sonra anlattılar tabi buranın görevlileri olduklarını, ekmek parasına turistlerin fotosunu çektiklerini filan. Ben de bi 30-40 poz çektirdim bebelere sevinsinler deyi.

Aşağı inince de “abi bi soğukluk almazmısın” dediler. Önce bi işkillendim. E ne de olsa biz Nuri Alço filmi izleyen nesiliz. Dedim bak ilaç filan varsa içmem. Anlamadılar tabii ki de ben de çok üstelemedim. Ver dedim aldım yapıştırdım kokoyu! Ama kafası nasıl güzel biliyo musun 🙂 sanki ben duruyorum adayı bana getiriyolar. Neyse sonuçta güzel tatlı bir coconut içtik…

Birazcık dinlendikten sonra hoop beni tekneye attılar. Buraların meşhur yıldıza benzeyen bi gölü varmış oraya gidelim dediler. Kafa da iyi zaten dedim ne istiyosanız yapalım hacı. Akşama doğru beni eve bırakın yeter!

Az daha yukardan foto çekmek istedim ama yine kayalar, yine tırmanış ve gerçekten aşırı ince bi patika olunca vazgeçtim. Bu açıdan da yıldıza benziyor bence. Endonezce ismi nedir google’da bi arayalım derseniz “Telaga Bintang” yazmanız yeterli dostlar.

Burada biraz iç huzurumu yakalayınca acıktığımı fark ediyorum. Aşağı inip tekneye geçiyorum yeniden ve buradan 35-40dk. uzaklıkta “Arborek” isimli bi adada yemek yiyeceğimizi ve istersek orada “snorkeling” yapabileceğimizi söylüyorlar. Hah diyorum işte şimdi beni yakaldınız hacı. Sür kaptan gidelim diyorum. Basıyoruz gaza!

Öğle yemeğimiz bu. Bilin bakalım adı ne? “Mie goreng” yani kızarmış makarna ve olmazsa olmaz pirinç lapası. Dediğim gibi Endonezya mutfağını ve yemeklerini başka bir yazıda ayrıca konuşuruz konudan sapmayalım lütfen! Ne diyorduk? Hah buldum snorkeling!

Böylesine berrak turkuaz mavi sularda böyle bi tecrübeyi yaşamadan gitseydim kendimi hiç affetmezdim. O yüzden mutluyum huzurluyum gözüm arkada kalmıycak! Aşağıda biraz uzun olabilir ama güzel görüntüler olan “snorkeling” videosunu izleyebilirsiniz. Kendi YouTube kanalıma yükledim ki iki mecrada birden yayılsın ünüm şöhretim şaaaaaanım!

Gerçekten denize girmelere doyamadım. Çıktım dinlendim, girdim yüzdüm. Çok güzeldi. Harikaydı. Efsaneydi. Ve daha ne kadar güzel söz varsa öyleydi lan işte!

Arborek adasındaki nüfus çoğunluğu Papua eyaletinin sağladığı kaynaklarla geçiniyor. Adada bir de okul var. Biz de buraya geleceğimiz belli olduğu için ilk günden (Waisai’den) getirdiğimiz kitap ve kalemleri de bu adadaki çocuklara dağıtıyoruz. Görseniz hepsi birbirinden güzel bir sürü çocuk sardı etrafımızı. Ben onlara hayran hayran bakıyorum onlar bana şaşkın şaşkın. Böyle olmaz gençler hadi bi hatıra fotosu çekelim de tam olsun dedim. Ve bu fotoyla günü sonlandırdık. Yaşamak çok güzel dostlar. Gezmek, hiç tanımadığınız bir çocuğun gülümsemesini görmek çok güzel.

Benzer Yazılar

Inter-Bansko Kayak Okulu Artık sizin de bildiğiniz gibi uzun zamandır Bulgaristan'dayım. Buralardan ev alıp sakin kafa yaşıycam ben yaa triplerine girdim bile! Yemekler ucuz, ...
Büyük Endonezya Gezisi PART I Son 2 senedir kafamda planladığım bir Asya seyahati vardı. İlk zamanlarda Tayland olarak kafamda kursam da Endonezya kültürünü tanıdıkça benim...
Gezerken Kullandığım 5 Cep Telefonu Uygulaması Şimdi benim gibi işiniz gücünüz gezmek olunca biraz teknolojik yardım alıyorsunuz haliyle. Akıllı telefonlar bazen aşırı şekilde hayat kurtarıcı hale ...
Haftasonu Uçakla: Şanlıurfa İşler biraz hafifleyince epeydir ertelediğim Urfa yolculuğuna çıkayım dedim. Tamam yolculuk değil aslında akraba ziyareti diyelim ama yine de epeydir ...