Sumatra: Filler ve Kahve Diyarı

Geçen yine Endonezyadayım. Ama nasıl Endonezyadayım görmeniz lazım! Yine bana esti bi yerlerden; böyle anlık bi his geldi içime “Sumatra adasına bi ayak basam, az da oraları gezem” diye içim içimi yiyor. Baktım olmayacak aldım bileti, yüklendim sırt çantamı gittim.

Bu yazıda sevgili okurlar, sizlere tam 1 gün boyunca Lampung şehrinde ne yapabilirsiniz, onu anlatmaya çalışıyor olacağım. Dikkat edin kocaman gün nasıl hemen bitiyor!

Jakarta – Lampung arası uçuş 45dk. sürdü. Saat 7:05 uçağıyla geldim ki tam gün buralarda gezeyim. Havalimanına iner inmez böyle etnik heykeller karşılıyor sizi. İtiraf ediyorum; “bu da nemiş, anaa orda da var laa” diyerek bahçede bi süre mal mal gezdim. Sonra aklım başıma geldi nörüyom la gardaş benim gitmem lazım dedim ve çıktım yola.

Yolda zaman zaman böyle anıtsal kapılardan geçiyoruz. Bölge ya da yerleşke isimleri yazılı üstünde. Bir de dikkat çeken “taç” var. Bu taç (ortadaki uzun olan) kadınlara özgü bir taç. Genelde düğünlerde bu taç giyiliyor ve sadece Lampung’a ait bir gelenek. Sağ ve solda gördüğünüz silindir biçimindeki taçlar da erkekler için. (Yazıyı okumaya devam ederseniz size göstericem)

Yaklaşık 40dk. sonra da şehir merkezine (Bandar Lampung) ulaşıyorum. Aç ayı oynamaz hacılar yemek yiyelim birazcık diyerek atıyorum kendimi en yakın “Mie” restoranına.

Bu gördüğünüz şeyin adı “Mie” yani makarna. Üzerine de işte et, mantar, sebze vs gibi soslar isteyebiliyorsunuz. Endonezya mutfağını başka bi yazımda tanıtcam demiştim o yüzden yine buraları hızlı geçiyorum dostlar.

Tekrar yola çıkıyoruz. (Burada şoför tutabiliyorsunuz. Çok ucuz fiyatlara size özel araçlarıyla sizi gezdiriyorlar) Çok güzel böyle köy içi yollardan geçiyoruz. İnsanların büyük geçim kaynağı tarım. Hemen hemen her yerde pirinç tarlaları görebilirsiniz. Bi de çalışkanlar ki sormayın!

Hem rehberim hem de kaptanım Pak Juni seni bi köye götürcem çok seveceksin diyor. Hadi la gidek o zaman diyorum.

Pringsewu Eyaleti (bölgesi) içerisinde kalan Talang köyüne doğru gidiyoruz. Neyi meşhur hacı bu köyün diyorum. Süper bi köprüsü var. Ahşap filan çok güzel seversin diyor.

Bu yanda gördüğünüz mavi köprü eskiden ahşapmış(!) Juni’nin de dediği gibi ama biz gitmeden 3 gün önce (25.08.2018) metal bir köprüyle yenilemişler. Bütün estetik yalan olmuş gitmiş. O yüzden size yandan bi fotosunu çekip hemen kaçtığımı söyleyebilirim. Tamam yani sonuçta yenilik iyidir eyvallah da bari yine ahşap böyle asma filan yapaydın ya!

Benim surat düştü, morali sifir sifir sifir, tam o esnada Juni dedi ki “hacı buralara yakın bi Maria (Meryem) mağarası var. Gidek mi?” Ben de “yes orrayt” dedim yeniden düştük yollara.

İzmir’in Selçuk ilçesinde Bülbül dağı eteklerinde bir “Meryem Ana Evi” var. Belki giden olmuştur sizlerden de, ben burayı görünce dedim ki “anaa aynı konsept. Cidden bu kadar da benzemez!”

Yine böyle bi tepenin yakınlarında içeriye girişi filan ayarlamışlar. İlk girişte ayazma (kutsal su) var. Üzerinde bu üstte gördüğünüz ikon, resim, yağlı boya karışımı bi tabela var. Azıcık ilerleyince altar (sunak) bölümü ve Hz. Meryem‘in heykelini görebiliyoruz. İsteyenler dilek tutmak, dua etmek için bağış kutusuna para atıp, orada bulunan mumlarla duasını edebiliyor. Dedim ya konset aynı ama 1 fark var. Bizdeki ev yani içine girip gezebiliyorsunuz; buradaki ise mağara (aslında kayaya oyma niş) ve içerisine girmek zor.

Gördüğünüz gibi gayet doğanın içerisine yapay mağaraya heykeller ve ikonalar yerleştirip bir ibadethane ya da kutsal bir yer olması için tasarlanmış. Buradaki yerel abilerden öğrendiğim kadarıyla, Endonezya Hollanda’nın sömürgesiyken burada dua eden hıristiyan kişilerin bıraktığı bir mirasmış. Biz de tabi saygımızı gösterip etrafı sessiz sedasız gezmeye devam ediyoruz. Yine bizdeki gibi mağaranın az biraz aşağısında, orman tarafına doğru kutsal su kuyusu var. Buradaki görevliler bir nevi dua edip suyu kuyudan alıyorlar ve buraya gelen ziyaretçiler o suyu içiyor ya da elini yüzünü yıkayıp kendilerini kutsuyorlar.

Derin gibi gözükse de aslında 1 metre filan bi derinliği var görebildiğim kadarıyla. Yine de yeraltı sularıyla beslendiği bi gerçek. Ben mi? Ben içmedim ama elimi yüzümü yıkayıp kendimi kutsadığım doğrudur. Bir de inanca göre bu suyu içersen buraya kesinlikle tekrar geliyorsun dediler. Ben de “anaa aynı adet bizde de var la” diye tepkiyi çaktım ama anlamadılar tabi!

O kadar gezdik tozduk ben acıktım tekrar! Buralara yakın güzel bi bahçeli restoran var oraya gidelim dedi kankam Juni. Gading Rejo köyüne kurulu, gerçekten güzel bi restoranda yemek yedik.

Şimdi tek tek sayamam size ama, tavuk var. Balık var, et var, yengeç var. Anaa saydım valla tek tek. Hangisinin balık olduğunu anlamak kolay sanıyorum. Yeşil tabaktaki benim favorim adı “Sapi Lada Hitam” yani karabiberli sığır eti! Yemin ediyorum biz mangaldan eti alıp kuru kuru yiyoruz ya; burdaki bu cağnım sosları filan gördükçe ete nasıl bi haksızlık yaptığımızı anladım.

Yemeği gömünce nasıl bi rehavet çöktü anlatamam bi de tam köy havası var burda. Off dedim ne uyunur burda valla. Ama gezecez diye geldik ya gezecez! Juni toprağam hadi gidek de az da başka yerlerde gezek diyorum hemen kalkıyo o da. Adam bi otur bi keyif yapalım. Yok!

Birazcık şehir merkezine yaklaşıyoruz tekrar sonra yeniden bir tepe yoluna girip devam ediyoruz. Geldiğimiz yerin adı Lembah Hijau yani tam birebir çevirisi Yeşil Vadi!

Bu tabelayı görünce kendi kendime “Yürüyün Tellioğulları, siz de Yürüyün Seferoğulları” diye konuşmalar mı dersin “Hepimiz paşayız! Sen tosundan ben de irbağam paşa mıyım” diye taklitler mi dersin, ohoo neler neler!

Neyse konumuza dönelim. Burası bir nevi hayvanat bahçesi ama biraz daha serbest takılıyolar burada.

Sumatra Adası deyince 10 kişiden 9’u size Orang Utan diyecektir. Evet aynen böyle yazılıyor ve bütün dillerde de bu şekilde geçiyor. Endonezce “orang” insan anlamında bir kelime ama “utan” nedir onu pek bilemedim. Tahminimce “insana benzer” gibi bi ifadesi var diyebilirim. Ben azcık iletişim kurdum. Fotosunu çektikten sonra yerden biraz ot aldı ve yedi. Sonra bana baktı ben de ona baktım. “Napıyon la tek başına sıkılmıyon mu burda” dedim eliyle bi takım hareketler yaptı. Hareket çekme hareketin kralını görürsün haa filan gibisinden bi Anadolu irkeği ifadesi yapacaktım ki; sonradan anladım “çağırma” işareti yapıyormuş. İşim var hacı blog yazıyom sonra görüşürüz 👋 dedim.

Sizlerle fotoğrafları tek tek paylaşamayacağım kadar çok hayvan türü gördüm. Birçoğu bizim ülkede de var. O yüzden pek sık görmediklerimizi sizinle paylaşmak istiyorum.

Mesela bu arkadaş Sumatra Fili. Gördüğünüz gibi gayet arkadaş canlısı ve adı da Maya. Bu fil türü sadece bu adaya özgü bir hayvan, yetişkinlerin ağırlığı 6 tona kadar çıkabiliyor ve yüksekleri 3,5 metre civarında oluyor. Hamilelik süresi ise 22 ay ve 70 yaşına kadar da yaşayabiliyorlar.

Fotoğrafın açısına aldanmayın benden aşırı uzun aslında. Burada eğer isterseniz “file binme” şansınız var. Bakıcısına ücret ödeyip ufak bi tur yapabiliyorsunuz ama eğer Endonezyalıysanız. Yok turistseniz biraz yüksek bi meblağ ödemeniz gerekiyor. Ben binmek istemedim. Palmiye yaprağı, havuç filan verdim o da hepiciğini yedi. Ama çok sevimli ya kerata!

Bu tellerin arasından zar zor görünen arkadaşımız ise “Luwak” olarak bilinen, en güzel yetişmiş kahve çekirdeklerinden başka bişe yemeyen, onları midede öğütüp dışkılamak suretiynen tekrar dışarı bırakan ve o dışkıdan dünyanın en pahalı kahvesinin üretilmesini sağlayan cağnım, iki gözüm Türkçe ismiyle “Misk Kedisi” hayvanı. Eğer kahve konusunda uzman tanıdıklarınız varsa sorabilirsiniz Sumatra kahvesi dünyanın bilinen kahveleri arasındadır. Cidden de bu hayvanın dışkısı toplanarak en iyi kahve çekirdekleri seçilmiş ve üretime hazır hale gelmiş olur. Yav sen de ne salladın birader diyorsanız bi google edin de görün bakam!

Hayvanat bahçesinde diğer ilginç canlıları da görüp iyicene şaşırdıktan sonra gün batımı manzarası izlemeye yakınlarda bulunan “Puncak Mas” tepesine gidiyoruz. Beni takip edenler (instagram) günbatımı manzarası hastası olduğumu bilirler.

Aşırı kötü şu fotoğraf için cidden özür diliyorum ama kimsecikler fotoğraf çekmediği için ve ben cebime “action cam” alabildiğim için bu kadar kötü çıkmış. Bu tepede de böyle değişik atraksiyonlar var. Çelik halatları iki ayrı noktadan paralel olarak yüksek bir yerde gerip ortasına bisiklet koymuşlar. Siz de isterseniz havada bisiklet sürüyor gibi halatlar bağlandıktan sonra (tek yön) bisiklet sürebiliyorsunuz. Onun haricinde böyle yine sizi havada gibi gösteren balkonlar, Hollanda’daki gibi ters görünen evlet filan var. Güzel bi noktadayız yani!

Güneşi burada manzara eşliğinde batırdıkdan sonra tekrar şehir merkezine döndük. Akşam yemeğinden sonra şehir meydanına gittim. Niye gittim? Gittim de gitmedim mi dedim? Bunlar bir takım uydurmalar! Gittim çünkü Lampunga özel “muzlu kek” aldım ve yine buraya özgü yerel kıyafetlerin gösterildiği o meşhur heykelin fotoğrafını çektim.

Söz verdiğim gibi kadın ve erkeğin yerel kıyafetlerini sizi göstermek istedim. Meşhur taçlarıyla sadece Lampung töresine uygun olarak giyinmiş ve pozlarını vermişler.

Tam 1 günde Lampung gezimi tamamladım. Ama Jakarta’ya dönmedim. Rüyalara giren bir ada vardı buraya yakın. Oraya gittim. Bekleyin onu da yazıcam. Ohoo daha çok eğlenicez! Şimdilik hoşçakalın dostlar. Hepinize mutlu hayatlar diliyorum…

Benzer Yazılar

Yalnızca Dubai’de Göreceğiniz 10 Garip Durum... 2010 yılından beri Türkiye'de lüks tatil denilince akla gelen yerlerden birisi Dubai. Birleşik Arap Emirlikleri'nin en güzel şehirlerinden bi tanesi (...
Şehir Rehberi: Zagreb Hırvatistan’ın başkenti olan bu güzel şehir, size fark ettirmeden kalbinize işliyor. Mavi renkli tramvaylarıyla, eski zamanların büyüsü ve sıcaklığıyl...
Salt & Pepper: Bansko Bansko'da uzun zaman kalınca her yeri deneme ve vakit geçirme şansım oldu. Restoranın adının Türkçesi "Tuz&Biber" ve bence gayet güzel bir isim ol...
Doha’da 17 saatte ne yapılır? Baktım ekonomi kötü, Katar bize yardım ediyo işte altın veriyo hiç olmazsa politik olarak arkamızda diyorlar. Şöyle bi oralara gidip ben de nasipleney...