Yogyakarta: Eski Başkent

Başlamadan önce PART I kısmını okumak için —-> PART I

PART II

Yogyakarta aslında Endonezya’nın eski başkenti. Jawa adasının tam da ortasında bulunan bu şehir tarihi ve kültürel değerleriyle görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Artık sizin de kankiniz olan Harryanto harika bir program hazırladı ve önümüzdeki 3 gün Yogyakarta’yı ve Endonezya kültürünü keşfe hazırız.

Adam ciddi ciddi not bile almış. Hatta nolur nolmaz diyerek A ve B planı şeklinde önlemler bile almış (Benim napcam belli olmaz çünkü). Yani sonuçta “profesyonel gezi” buna deniyor gençler!

Jakarta’dan trenle Yogyakarta’ya geldik. Trenden inip de şehre giriş yapmak için gardan çıkınca önünüze upuzun bir cadde çıkıyor.

Burası Malioboro caddesi. Söylediklerine göre o meşhur sigara markasının reklamı varmış bu caddede ilk zamanlar ve ismini de oradan almış (Siz hangisi olduğunu anladınız zaten). Bu cadde turistik bir yer. Cadde üzerinde ilerledikçe faytonlar, sepetli bisikletler sizi bi yerlere götürmek istiyor. Sağlı sollu oteller var burada ve taa eski kent meydanına (pazara) uzanan bir cadde.

Bizim otelimiz yürüyüş mesafesinde olduğundan (Harry öyle ayarlamış) 5dk. sonra odamıza yerleşip kısa bir dinlenmenin ardından ilk durağımıza doğru yola çıkıyoruz!

Borobudur tapınağı! Antik Mataram krallığı döneminde 8. yy’da Budizmin temelleri atılırken yapılmış çok önemli bir yapı ve bu öneminden dolayı 1991 yılında Unesco Dünya Mirası listesine girmiş.

Dünyanın tek parça halindeki en büyük Budist yapısı olan Borobudur, Budist inançlarına göre 3 ayrı kattan oluşuyor ve ziyaretçiler bu katları sırayla geziyorlar.

Zemin ya da ilk katın ismi Kāmadhātu (arzular dünyası), ikinci kat Rupadhatu (şekiller dünyası) ve son kat Arupadhatu (ruhlar dünyası). İlk katta insan olduğunuzu ve arzularınızın sizi kontrol ettiğini görüyorsunuz. Yukarıya çıkınca duvarlardaki rölyeflerde farklı şekillerde tasvir edilmiş Buda’nın hayatına dair sahneleri görüyorsunuz. Son kata çıktığınız zaman Stupa*‘ların içlerinde oturan 72 tane Buda heykeli görüyorsunuz.

*Stupa: Buda’ya ait kalıntıların (heykel de olabilir) saklandığı yapılar.

Son kata çıktığınızda Stupa’nın üstüne tırmanmadan içerdeki Buda heykelinin alnına dokunabilirseniz, hayatta istediğiniz şeyler gerçekleşir diyorlar. E tabi benim boyum biraz uzun olunca bunu yapmak için zorlanmadım. Ama sakın illa dokunucam diye oralara tırmanmayın görevliler fena bozuluyo bu işe!

Tapınağı ziyaret edip, 3 bölümü de bitirip aydınlandıktan sonra çıkışa doğru ilerliyoruz. Çıkışta müze bölümü de mevcut ve gezmeden ayrılmak olmaz.

Burada çeşitli eserlerin sergilerinin yanı sıra en dikkat çeken şey bu küçük minnak Buda heykeli. Endonezya’daki en küçük Buda heykelini görmek için önüne büyüteç koymuşlar yoksa aşırı küçük!

Müzeyi de gezip yeniden yola koyuluyoruz. Sevgili dostum Harryanto‘nun planına sadık kalmak için öğle yemeğini yolda alıyoruz. Sıradaki durak Merapi Volkanı!

Belli bir yere kadar arabayla geliyoruz ama sonrasında 4×4 araçlarla dağa tırmanıyoruz. Bu volkanik dağ en son 5 Kasım 2010‘da patlamış ve dağın eteklerinde kurulmuş olan köyde ağır hasarlar yaratmış. Neyseki volkanik hareketler önceden tahmin edildiği için köyde yaşayan insanlar tahliye edilmiş.


Bir çoğu eşyalarını almaya bile vakit bulamayan insanlar, ardında evlerini hatta hayvanlarını bırakmak zorunda kalmış ve terki diyar etmişler. Ardında bıraktıkları (neredeyse) her şey sıcaklıktan erimiş, yok olmuş.


Bu köy ziyaretinde hüzünlü anılar yaşayıp duygulandık. Ben çok pis gaza gelip bizim 4×4 aracı çevirdim “zirveye sür gardaş” dedim. Son gaz gidiyoruz ama nasıl böyle savaşa gider gibi. Sonra nolduysa bi hava bulutlandı bi sis çöktü bişeyler oldu zirve yolu kapandı.

Araç daha fazla yol alamadı. Ben geçtim dağın karşısına ve dedim ki “Merapi, sen mi büyüksün yoksa ben mi?”  Tabi çok dikkate almadı bu meydan okumamı. Ben de üstelemedim açıkçası. Dostça ayrıldık, indik aşağıya.

Böylece ilk günümüzü plan program dahilinde bitirmiş olduk. Ben gece kulübe mi gitsek diye Harry’i zorladım ama ertesi gün daha sağlam program var filan diyip beni uyumaya ikna etti.

İkinci günümüz gerçekten de daha yoğun geçti. Öncelikle şehir merkezinde bize daha yakın olan müzeleri gezip, ardından yine bi şehir dışı tapınak yolculuğu ve müthiş bir dans gösterisi izlemeyi planladık veee düştük yollara!


Keraton Surakarta, şehirdeki saray. Endonezya bölgelere göre yönetildiği için Java adasının bu bölgesinin kralı olan zat-ı muhterem bu sarayda yaşıyormuş. Tabiki şimdileri burası bi müze olsa da hala burada ikamet ettiğini söylemeliyim. Müze girişi ücretinin dışında bir de sembolik olarak sizden fotoğraf çekmeniz için izin parası alıyorlar ki gerçekten 15-20 kuruşa filan denk geliyor. Burayı foto çekmeden gezmek olmaz dimi?

Gördüğünüz gibi bu belgeyle fotoğraf çekmek mümkün hale geliyor. Ama Batik Müzesi hariç! Neden diyecek olursanız Batik Endonezya’nın sanatı, kültürü, her şeyi! Batik çoğunlukla kadınların ellerinde dokudukları, özel motiflerle bezenmiş kumaşlar. Bunlardan genelde elbise, gömlek ve örtü gibi şeyler yapıyorlar. Çok büyük bir sanat bence! Bu nedenle o motiflerin bir tanesinin bile kopyalanmış halini görmek istemiyorlar. Anlaşılır bir durum aslında.

Öndeki amca maket evet ama arkadakiler gerçek insan! Bu amcalar sarayın ve tabikisi de kralın korumaları. Ve inanılmaz gelebilir ama kesinlikle maaş almıyorlar. Onlar için krallarına hizmet etmek zaten onur verici bir iş. Dolayısıyla hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak koruma olmuşlar ve ölene (yaşlanıp tükenene) kadar hizmete devam ediyorlar.

Beni de korurmusunuz dedim. Ayıp ettin hacı dediler. Her ne kadar benim fiziksel olarak onları cılız gibi gösteren iriliğim olsa da buna aldanmayın! Sırtlarında bellerine taktıkları tırpana benzer küçük bir hançer taşıyorlar ve gerektiğinde 10 kaplan yırtıcılığında onu kullanıyorlar.

Sarayda artık güvende olduğumu öğrendim ve rahat rahat gezmeye devam ettim. Görülecek ve öğrenilecek çok şey var. O yüzden sarayı size özel bir rehber eşliğinde geziyorsunuz ve rehberiniz size tüm bilgileri veriyor.


Bu bayan bizim saraydaki rehberimiz! Çok nazik ve bir o kadar da bilgili birisiydi ve ne sorduysak eksiksiz bir şekilde anlattı. Arkamızda duvarda asılı olan şey bir logo. Salatanat imzası da diyebiliriz (Osmanlı Tuğrası gibi), her iki tarafta Garuda (Zümrüt-ü Anka kuşu) kuşunun kanatları, ortada ise eski Java dilinde Sultan’ın ismi yazılı bulunuyor. Garuda’nın kanat sayıları ise Sultan’ın hanedandaki sayısını sembolize ediyor.


Şansımıza Sarayın avlusuna girince, yaklaşmakta olan bağımsızlık günü töreni için (17 Ağustos) prova yapan teyzelerin konserine denk geldik. Oldukça hoş ve dinlendirici bir tınıda müzik yapıyorlardı. Rehberimiz tören gününde dansçıların da onlara eşlik edeceğini söyledi.


Sarayın muhtelif bölümlerini (Sultan’ın dinlendiği yer hariç) rehberimizle gezmeye devam ediyoruz. Her odanın fotoğrafını ayrı ayrı paylaşamıyorum burada ama isterseniz instagram hesabımdan görebilirsiniz. Arkamdaki dinlenme alanı olarak düzenlenen balkon tarzındaki bir yapı. Fakat burada müthiş bir ayrıntı var. Hemen arkamdaki mask, iki yandaki ejderhalar ve maskın üstündeki taç ve sembollerin bir anlamı var. Taç 1, ejderha 8, mask 5 ve boşluktaki semboller 3 rakamına gönderme yapıyor yani 1853! (İşgalden kurtuluş yılı)

Kraton Sarayı’nı gezimizin ardından rehberimize teşekkür edip ayrılıyoruz. Endonezya’daki asıl kültürü tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum. Hatta o kadar mutluydum ki uzunca bir zaman (15dk.) konuşamadım.

Daha sonra dostum Harry ile şehrin arka sokaklarını keşfe çıktık ve birkaç yer (Yazlık Saray, Yeraltı Camii) daha gezdik. Dolaşırken tesadüfen bu çok sevimli çifte denk geldik. Fotoğrafta gerçek batik giymiş olan çiftimiz yeni evlenmiş ve düğün törenine gidiyorlardı. Kızlar saçlarını arkada topluyor, erkekler ise genelde Sultanların taktığı yine batikten yapılma bir başlık takıyorlar. Batikteki motiflerin ve renklerin aynı olması onların bir çift olduklarını ve uyumlu bir şekilde yaşayacaklarını gösteriyor. İlk tebrik eden ben olunca bi fotoğraf için de hak kazanmış oldum. Yuppi!


Şehir merkezini dolaştıktan sonra yolda meşhur “Soto Kadipiro” ya uğrayıp keçi çorbası içiyoruz. Evet yanlış görmediniz keçi çorbası. Keçi eti yediniz mi bilemem ama ben çorbasını ilk defa yedim ve enfesti diyebilirim. Şu cümleyi yazarken bile ağzım sulanıyor. Buraların en meşhur yemeği ve restoranı! Şaka değil kapıda bildiğin feribot kuyruğu gibi araba kuyruğu vardı!

Yemekten sonraki durağımız ise Prambanan Tapınağı oluyor. Eğer buraya kadar yazıyı başından beri okuduysanız Borobudur Tapınağını hatırlarsınız. O Budist tapınağıydı Prambanan ise Hinduizm tapınağı.

Hinduizmde “Trimurti” olarak bilinen kutsal üçlemeye adanmış bir tapınak burası. Bu kutsal üçleme sırasıyla; Brahma (Yaratıcı Tanrı), Vishnu (Koruyucu) ve Shiva (Yokedici) olarak biliniyor. Şimdilik bunları bilmeniz yeterli detay isteyenler özelden mesaj atsın!

Bu güzelim tapınak veya tapınaklar, 9. yy’da yapılmış. Şuanda UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan tapınak aynı zamanda Endonezya’da ve Güneydoğu Asya’dak en büyük Hindu tapınağı durumundadır. Merkezi binanın yüksekliği 47 metreyi buluyor ve etrafında onu çevreleyen diğer küçük tapınaklar bulunuyor.

930 yılında bilinmeyen bir nedenle (Merapi Volkanı diye tahmin ediliyor) bölge terkedilmiş ve bir daha kullanılmamış. 16. yy’da bir deprem sonucu büyük hasar görmüş ve daha sonraki yıllarda bölgelerin arasındaki savaşlarda nehirlerce taşınan tapınağa ait taşların büyük bölümü sınırları belirlemek için kullanılmış. Ancak 1811’de bölge yeniden keşfedilmiş ve 1880’de ilk kazılar yapılmaya başlanmış. 1990 yılında ise burası arkeolojik sit alanı ilan edilmiş ve şimdiki hükümet tarafından korunmaya alınmış.


Tapınak gezimizin ardından buraya asıl geliş amacımız olan Ramayana Ballet Show yani Ramayana dans gösterisini izlemek üzere yerimizi alıyoruz. Yukarıdaki fotoğrafta soldan sağa; Rama (Tanrı Vishnu’nun 7. avatarı), Sita (Tanrıça Lakshmi’nin avatarı), Hanuman (Beyaz maymun) ve Leo (alalade gezgin) görünmektedir.

Bu gösteri aslında Mayıs ve Ekim ayları arasınsa görüşen 4 dolunay zamanında yaşanan olayları anlatıyor. İtiraf etmeliyim ki hikayeyi baştan sonra izledikten sonra hayranlığımı gizleyemedim ve uzunca süre ayakta alkışladım. Ayrıca Hanuman en sevdiğim karakterlerden birisi oldu.

Şimdi sizleri fonda Prambanan tapınağını gördüğümüz bu güzel gösterinin görüntüleriyle başbaşa bırakıyorum. Başka gezilerde görüşesi!